SON DAKİKA
“TAVUS KUŞU VE AYAKLARI”
03 Şubat 2011 - Perşembe 17:21
M. Emin KARAHAN

Montaigne’in “Denemeler” adlı kitabında geçen “Tavus kuşuna haddini bildiren ayaklarıdır” sözüne takıldım. Al-ver yaparken bakın neler geçti aklımdan.
Erkek tavus kuşu gökkuşağı rengindeki kanatları ile göz alıcı bir güzelliğe ve ihtişama sahiptir. Güzelliği ve ihtişamı ile herkesi büyüler. Pırıl pırıl kanatların üzerinden ışığın yansımasıyla ortaya çıkan görüntüye doyum olmaz. Ancak seyretmeye doyamadığımız bu erkek kuşun sahip olduğu gri–siyah renkte, üzeri tırtık tırtık bir çift ayak, kanatların güzelliği ve ihtişamı ile tam bir tezat sergiler. Bu tezat güzelle çirkinin, birbirine bu kadar yakın olabileceğinin göstergesi olarak da nitelendirilebilir. Toplumumuza çok uyuyor. Gelin açalım:
O güzellik ve ihtişama nispet, o çirkin ayaklar erkek tavus kuşuna adeta haddini bildiren bir unsur niteliği taşıyor.
Bazı insanlara da uzaktan baktığınızda erkek tavus kuşu örneğinde olduğu gibi müthiş bir güzellik ve ihtişam görürsünüz. İşte güzellik bu dersiniz. Fakat daha yakından bakınca ayakların çirkinliğini o güzelliğe yakıştıramazsınız. Aslında bütünsel baktığınızda ortada bir güzellik vardır ama, o güzelliğin içerisinde o ayaklar olmamalıdır diye düşünürsünüz. Dişi tavus kuşu da aynı ayaklara sahiptir ama, tüyleri o kadar ihtişamlı ve gösterişli olmadığı için sırıtmaz. Buradan şu düşünceleri çıkarabiliriz:
-Her şey kendi içinde bir dengede olmalıdır.
-Güzellik içerisinde ufak çirkinlikler daha büyük görünür.
-Ortada bir güzellik yoksa, çirkinlik çok göze batmaz.
Toplumun hizmetine soyunup da örnek kişilik oluşturma noktasında bulunanlar kendilerine çok dikkat etmelidirler. Kimse onlara böyle bir misyon yüklememiştir. Madem ki kendileri bu misyona talip olmuşlardır o zaman şikayet hakları da ortadan kalkmıştır. Ne var ki; bu bendeki hal şunda da var, bunda da var, bende de varsa, ne var ki dememelidirler. Kişiliklerine az da olsa gölge düşürecek veya hadlerini aşacak işler veya davranışlar kendilerinde çirkin ayaklar gibi duracaktır. İşte kişinin bunu bilmesi ve başkalarının bunu kendisine hatırlatmasına fırsat vermemesi, kısaca haddini bilmesi gerekir. Yani başkaları sana haddini bildirmeden, sen kendi haddini bilmelisin. Haddini bilmenin yolu nereden geçer: Bilgiden. Haddini bilmenin tabiî ki bir faturası da var:
Bir bilgeye sormuşlar:
-En mutlu insan kimdir?
-İşte o dağdaki çobandır.
-Neden?
-Çünkü insan bildikleri ile yaşar, onun bildikleri koyunları ve çevresi ile sınırlı, kendisini mutsuz edecek veya kafasını karıştıracak fazla bir bilgiye sahip değil. Demiş.
Kendinizi sorgulamak. Yani haddini bilmek. Ben niye bu düzeye ulaştım, ulaştıysam bunca çaba sonucunda kendime iyilik mi yoksa, kötülük mü ettim? Gibi sorular sormaya başlayabilirsiniz. O zaman sizinle aynı veya yakın bir düzeydeki toplumda yaşamıyorsunuz. Ya siz toplumdan çok ileridesiniz, ya da toplum sizden çok ileride. Her ikisi de sizin için problemdir.
“Sakala göre tarak”
“Davul dengi dengine”
Atasözleri ne güzel değil mi?
Yine konumuza dönelim. Peki haddini bilmeyen kim? Veya Kimler? Belli bir kesim olsa (örneğin, tahsil düzeyi düşük olanlar, gençler, çocuklar…vs) alır, eğitirsin, rehabilite edersin.
Ama öyle değil!
Tahsillisi de olabiliyor, tahsilsizi de.
Zengini de olabiliyor, fakiri de.
Yaşlısı da olabiliyor, genci de.
Peki nasıl oluyor da bu kadar geniş yelpazeye yayılan bir kitlenin haddini bilmeme veya haddini aşma problemi oluşuyor? İşte burada şu soruyu sormak gerekir.
Haddini bilmeyene ne olur?
Birileri kusuru fark edip, haddini bildirse ne olur?
Ne olur?
Herhangi bir yaptırım yoksa ne olur?
Kim bilir belki “Atı alan Üsküdar’ı geçmiş olur”.
Sanırım haddini bilmeyenler ve haddini aşanlar ya bu ümitle yaşamaktadırlar veya gerçekten hiç ayaklarına bakmamışlardır.

Yorumunuz
İsminiz:


Yorumunuz:
Okuyucu Yorumları
serfi
20.02.2011 11:40
neden emin hocam için oy kullanmıyosunuz urfapress.net vekilimiz emin karahandır
eren
17.02.2011 15:06
kesinlikle nokta atışı yapmışsınız. ellerinize sağlık.saygılar
kemal KARAKOÇ
15.02.2011 11:45
Öncelikle verdiğiniz bu güzel örnekten dolayı teşekkür borçluyuz.İnsanın hayat felsefesi, kendisine yakıştırdıklarıyla paralel gelişir ve şekillenir.İnsanoğlunun yaşam çerçevesi aynı ölçüde olamamaktadır.Bunun nedenini merak ettiğimizde karşımıza çıkan tablo:İnsanlar kendilerine yükledikleri sorumluluk kadar sorumlu olurlar yoksa sadece "bana ne, bana dokunmayan yılan bin yaşasın"sloganıyla mutlu olurlar; ki bu bir mutrluluksa eğer...
fatma
13.02.2011 16:30
Değerli hocam bu önemli konudaki paylaşımınız için teşekkür ederiz.Bu konuya herkes sizin kadar önem verebilseydi keşke...
melek
13.02.2011 08:58
Sayın hocam; Düzgün üslubunuz, özenle seçilmiş kelimelerle ifadesini genişlettiğiniz paylaşımınız için teşekkür ederiz. Elinize, emeğinize sağlık...
DİCLEGÜL
11.02.2011 23:38
Anormallerin normalleştiği ve bu normalleşenlerin çoğladığı bir güncelde yaşıyoruz.Bence normal olmayıp ta kendini ve ya kendindeki davranışı , anlayışı ve düşünceyi normal sayanlara hadini bilirecek çok az insan kaldı.Çönkü normaller gittikçe anormalleşiyor ve anormaller normalleşiyor.Ne mutlu bildikleri ve inandıkları uğruna dokuz köyden kovulmayı hatta gerekirse köysöz kalmayı göze alan sabırlı , direngen ve dirayetli insanlara.KALEMİNİZE SAĞLIK...
soner
09.02.2011 13:28
o zaman ne duruyoruz gerger kardeşim hocamızı ikna edelim meclis konusunda bakın urfapress sitesinde aday epepyde oy almıs gelin oy kullanın guneydogutv.com da da aday linkinde olması icin mail atalım hadi
GERGER
09.02.2011 09:26
Yazınızı büyük bir keyifle okudum...etkilenmemek mümkün değil okuyupta kendini bu yazıda bulmayan yoktur sanırım. Ben ısrarla fikrimin savunucusuyum, Emin KARAHAN gibi eğitim adına ilim adına memlekete büyük hizmetler yapmış şahsiyetin bu memleketi mecliste temsil etmesi gerekir.
Ç.k
08.02.2011 23:47
Yazınızı severek okudum hocam. Güzel bir konuya değinmişsiniz.Elinize sağlık. Ben de bir değim eklemek istiyorum: "Allah deveye kanat verseydi ne olurdu acaba? Uçurmadığı dam,taş kalmazdı herhalde".
nedim
08.02.2011 00:51
selamlar sayın hocam köşenizi zevkle okudum..bu arada urfapress sitesinde milletveki adaylıdıgnızı gordum guzelde oy almısıınız buna sevindim iyi temsil edersiniz urfamızı tsk
yaşar
04.02.2011 09:42
Haddimizi biliyoruz, daha ne yapalım? Memleket meselelerine olan hassasiyetimiz gereği kendimizi tutamayıp aday adayı oluyorsak bu had bilmemek değildir sanırım. Yine çevreye olan duyarlılığımız nedeniyle oturduğumuz yerden yapılan işlere müdahele ediyorsak veya eleştiriyorsak bu da had bilmemek değildir sanırım.
Muhammed
04.02.2011 09:30
en hassas konuyu yakalamışsınız. "Haddini bilmek" "taş yerinde ağırdır" gibi bir çok atasözüyle pekiştirebileceğimiz bu konu, toplumsal huzurun anahtarı bence.keşke hepimiz haddimizi bilsek...Elinize sağlık
Yazarın Diğer Yazıları