SON DAKİKA
“Kocanın eşi üzerinde hakları”
21 Ocak 2009 - Çarşamba 17:40
Ahmet SARRAOĞLU

Kocanın karısı üzerinde – mirası dışında – herhangi bir mali hakkı bulunmamaktadır  . Karı kocanın birbirlerine karşı sevgi ve saygı ile davranması her iki tarafın birbirine karşı , karşılıklı borçlarındandır .

 

Kadının ev işlerini yapması kocasına karşı bir borcu mudur sorusu dönemlere , sosyal yapıya , kadının ev dışında çalışıp çalışmamasına göre çözümlenecek bir meseledir . Burada bütün dönemlere , bütün bölgelere ve bütün ailelere yönelik değişmez bir kuralın konması sözkonusu değildir . Belki her dönemde ailenin , sosyal çevrenin durumuna göre bunu  belirlemek sözkonusu olacaktır . Hz.Peygamber’in kızı Hz.Fâtıma’ya bir öğüt olarak evin içindeki işlerin kızına , dışarıdaki işlerin damadı Ali’ye ait olacağını söylemesi bize genel davranış biçimini belirlemede yardımcı olabilir .Buna göre çalışmayan kadının evin işlerini mâkul sınırlar içinde yerine getirmesini normal eşlik görevleri arasında saymak gerekir Genel olarak vazife paylaşımında yaratılıştan gelen özellik ve farklılıklarında öncelik için bir ölçü olduğu söylenebilir .

 

DEĞERLENDİRME

 

 İslâm hukukunun klasik doktrininde evlenme akdinin yapılışı , unsur ve şartları , sağladığı haklar ve getirdiği yükümlülükler konusunda yer alan bilgi , hüküm ve öneriler netice itibariyle kadın ve erkeğin insanlık onuruna dinin emir ve tavsiyelerine , toplumsal sağduyunun ölçü ve beklentilerine uygun biçimde birlikteliğini hedefleyen , ailenin sağlam temeller üzerine kurulmasını gaye edinen , muhtemel sakıncaları ve hak ihlallerini önlemeye çalışan bir dizi düzenleme niteliğindedir .Bu zengin bilgi birikiminin Kur’an ve hadislerde yer alan hükümlerle , İslâm hukukçularının bu hükümleri anlayış ve yorumlayış tarzlarıyla , sosyal şart ve telakkilerle ayrı ayrı ilgisi vardır .Fıkıh olayların sadece hukuki yönünü değil müslüman fert ve toplumun dünya görüşünü , yaşayış biçimini ve ilişkilerini , kültür ve geleneğini de temsil ettiğinden bu bilgiler hukuk düzenine yansımasa bile müslüman açısından anlamlıdır ve bir değer taşır .

 

Aile hukuku alanı esasen ferdi hayatı ve tercihleri ilgilendirmekte ve özel hukuk çerçevesinde kalmaktadır. Bu yargı İslâm hukuk doktrininin oluşum dönemleri için daha çok geçerlidir. Ancak şehirleşmenin ve nüfus hareketlerinin arttığı, toplumsal hayatın karmaşık bir hal aldığı, dini sorumluluk bilincinin azalıp insan ilişkilerinde hak ihlâllerinin çoğaldığı, bireysel özgürlük ve ferdiyetçiliğin ön plana çıktığı çağımızda aile hayatına yönelik toplumsal iyileştirme ve yasal düzenleme projeleri gündeme gelmiş ve gerekli görülmeye başlamıştır. Bu sebeple de İslâm hukukçularının özel hukuk ilişkisi ve bireysel tercih çerçevesinde gördüğü birçok ailevi problem hâlihazır İslâm ülkelerinde yasal düzenlemeye konu edilmiş ve zaman zaman kamu yetkilileri de devreye sokularak çözülmeye çalışılmıştır .Osmanlının orta dönemlerinde başlayan nikâhın bizzat kadılar ( Hakimler ) veya kadı kontrolünde din adamları tarafından kıyılması çabaları , Tanzimat döneminde nikâhta tescilin ve devlet kontrolünün sağlanmasına yönelik mevzuat ve son dönemde çıkarılan 1917 tarihli Hukuk-i Âile Kararnâmesi bu sürecin habercisi olan gelişmelerdir .

 

Günümüzde evliliğin yapılışından aile içi hak ve sorumlulukların yasal güvencelere kavuşturulmasına, çok evliliğin belirli esaslara bağlanmasından boşanmalarda eşler dışında üçüncü şahısların devreye sokulmasına kadar belli alanlarda toplumsal iyileştirme projelerinin gündeme geldiği ve bazı yasal düzenlemelerin yapıldığı bilinmektedir Yapılanlar arasında gerek içerik gerekse kanunlaştırma tekniği ve politikası olarak tenkit edilecek yönler bulunsa da böyle bir çabaya günümüzde ihtiyaç vardır ve buna ilke olarak sıcak bakmak gerekir.  

 

Yorumunuz
İsminiz:


Yorumunuz:
Okuyucu Yorumları
Yazarın Diğer Yazıları