SON DAKİKA
“KADIN HAKLARI (1)”
17 Kasım 2009 - Salı 12:17
Ahmet SARRAOĞLU

İslâm dininin kadına tanıdığı hakların değer ve önemini daha iyi kavrayabilmek için İslâm’dan önceki çeşitli toplum ve medeniyetlerde kadının durumu hakkında kısaca bilgi vermekte yarar vardır.

 

Eski Hint telakkisine göre kadın, yaratılış olarak zayıf karakterli kötü ahlaklı ve murdar bir varlıktı. Budizmin kurucusu Buda başlangıçta kadınları kendi dinine kabul etmemişti. Hint hukuku kadına evlenme, miras ve diğer uygulamalarda hiçbir hak tanımıyordu. İsrail hukukunda baba kızını satabilirdi; ailede erkek evlat varsa kızlar mirastan pay alamazlardı. İran’da Sâsâniler döneminde kız kardeşle evlenilebilirdi. Eski Yunanda koca dilerse karısını başkasına devredebilir, kendisi öldükten sonra eşinin başkasına devredilmesi için anlaşma yapabilirdi. Çinlilerde kadın insan sayılmadığı için ona ad bile verilmezdi.

 

İnsanların çeşitli müdahaleleriyle asli hüviyetini yitiren Yahudilik ve Hıristiyanlık, Hz. Havva’nın Hz. Âdem’i aldatarak yasak meyveyi yemesine sebep olduğunu kabul ettiğinden, kadını ilk günahın asıl suçlusu, bütün insanlığı günah kirine bağlayan kötü bir varlık sayar ve ona şeytan gözüyle bakar. Bu yüzden İngiltere’de kadına İncil’e el sürebilme izni ancak XVI. Yüzyılda verilebilmiştir.

 

Eski Türklerde kadının durumu, diğer toplumlara nispetle iyi sayılabilirdi. Ancak onlarda da İslam ahlakı ve günümüz değer yargılarıyla bağdaşmayan uygulamalar vardı. Mesela maddi durumu elverişli olan erkek istediği kadar kadınla evlenebilirdi. Babası ölen evlat, annesi dışında babasından kalan bütün kadınlarla evlenmek zorundaydı. Eğer baba, sağlığında malını paylaştırmamışsa kızlar mirastan mahrum bırakılırdı. Bununla birlikte eski Türk geleneğinde siyasal haklar bakımından kadınların durumu, dönemine göre, hatta sonraki birçok döneme göre oldukça iyi ve ileri bir durumdaydı. Nitekim Nizamülmülk’ün, Orta Asyada adet olduğu üzere kadınların siyaset üzerine müessir olmalarını önlemek arzusu ile kadın hâkimiyetine eğilim göstermemesi için padişahı ikaz ettiği bildirilir.

 

            İslâmdan önceki Araplarda bazı soylu aile kızları birtakım imtiyazlara sahip olsalar da genelde kadının durumu çok kötüydü. Her şeyden önce dinmek bilmeyen kabile savaşları kadınlar için büyük bir tehlike oluşturuyordu. Çünkü cahiliye Arapın da kadın, savaş sonunda herhangi bir mal gibi, kendisinden çeşitli yollarla yararlanılan bir ganimet kabul edilirdi. Bu durumda, kız çocuklarının ileride kendilerine utanç ve ar getirecek bir duruma düşmesinden kaygı duyan müşrik Araplar, yeni bir kız çocuğunun doğumunu utanç verici bir olay sayarlardı; hatta bunu önlemek için bazı kabilelerde kız çocuklarını diri diri toprağa gömme âdeti bulunmaktaydı. Bunu geçim zorluğu yüzünden yapanlarda vardı Kuran-i Kerimde bu uygulamalara değinilerek, onları buna yönelten zihniyet yerilmektedir. Cahiliye döneminde zina ve fuhuş eğilimleri son derece çirkin ve ahlak dışı uygulamaların, sözde nikâh usullerinin ortaya çıkmasına yol açmıştı. Kuran-i Kerimin bir ayetinde de işaret edildiği üzere, Cahiliye döneminde genç kızları pazarlayarak bundan kazanç sağlayanlar bile vardı ( En-Nur 24 / 33 )

 

             İslam dini, zina ve fuhuş’u önleyici tedbirler alması yanında, bütün Müslümanların kardeş olduğunu, her Müslümanın malının, kanının ve namusunun  “ Mekke kadar, Kâbe kadar  “ mukaddes ve dokunulmaz olduğunu ilan etmek suretiyle kabileler arası savaşı ortadan kaldırdı. Bu gelişme en çok kadınlara yarar sağladı. Çünkü yeni düzen, onları esir düşüp cariye olmaktan, erkekler için gelişi güzel bir tatmin aracı ve ganimet malı haline gelmekten kurtardı. Artık kadın iffetsizliğe zorlanmayacak, hatta iffetine gölge düşürücü sözler söylenmeyecekti .( En-Nur 24 / 4–6 )          

 

Devam edecek.  

Yorumunuz
İsminiz:


Yorumunuz:
Okuyucu Yorumları
Yazarın Diğer Yazıları