SON DAKİKA
“İSLAMİ AÇIDAN İNSAN HAKLARI”
20 Ekim 2009 - Salı 10:19
Ahmet SARRAOĞLU

İslam dünyasında ise insan hakları, hemen dinin tebliğ edilmesiyle birlikte başlamıştır. Denilebilir ki Kuran-i Kerim, temel insan haklarını bir defa daha tespit ve tescil etmek, insana hak ettiği değeri yeniden kazandırmak amacıyla gönderilmiştir.

 

İslam toplumlarının bağlı bulunduğu Kuran-i Kerim ayrıntılı ve teknik olmasa bile insan hakları kapsamına giren noktalara değinmiş ve bunların korunmasını değişik boyutlarda müeyyidelendirmiştir. İslami telakkiye göre, bütün haklar yaratıcı olan Allahın iradesine dayanır, o ‘nun insana bağışıdır. İnsanın yeryüzüne halife ve en saygı değer ( mükerrem ) varlık olarak yaratıldığı, ona önemli sorumluluklar  ( emanet ) yüklendiği fikri, insanın doğuştan birtakım haklara sahip olduğu fikrinin semetrik ifadesidir. Bu telakki hakların beşeri ve egemen güçler tarafından tanınıp lutfedildiği ve yine onlar tarafından serbestçe kısıtlanabileceği anlayışını reddetmesi ve insana insan olması sebebiyle bir değer vermesi açısından insan haklara tarihinde önemli bir adım olmuştur. 

 

Tabiatıyla insan haklarının tanınmasının, yazılı metinlerle tespit edilmesinin tek başına bir şey ifade etmediğini geçmişte ve hâlihazırda yaşanan örneklerde görebiliriz. Önemli olan bunun toplumun bütün bireyleri, özelliklede eğemen güçleri tarafından özümsenmiş, âdeta bir yaşam biçimi haline getirilmiş olmasıdır. Diğer birçok insani ve hukuki değer gibi insan hakları da ancak sağlam bir inanç ve âhlak zemininde, hukukun üstünlüğünün ve adaletin bulunduğu toplumlarda gerçekleşip gelişebilir. Hukuk devletinin bulunmadığı, kanunların adil olmadığı ve adaletin bir hayat tarzı olarak yaşama geçmediği toplumlarda insan hakları kâğıt üzerinde kalır. Kuranda ve Hz.Peygamber’in sünnetinde adalete ve hukukun üstünlüğüne devamlı vurgu yapılıp keyfiliğin, kişinin kendi hakkını bizzat kendi kuvvetiyle elde etmesi demek olan İhkâk-ı hakkın, nasların çizdiği sınırların çinenmesinin yasaklanması, meşruiyetin ve hukuk düzeninin korunmasının emredilmesi bu sağlam zemini kurmaya mâtuf tedbirlerdir.

 

Hz.Peygamberin hicret esnasında Medinedeki değişik inanç mensuplarıyla ve etnik guruplarla yaptığı Medine sözleşmesi, hayatı boyunca etrafındaki insanlara davranışları çeşitli din mensuplarıyla ve kölelerle ilişkileri ve bu konudaki tavsiyeleri insan hakları açısından büyük öneme sahip belge ve uygulama örnekleridir.

 

Resulullahın uygulamalarının teorik çerçevesi mahiyetinde olan veda hutbesi de, insan hakları açısından önemli bir belgedir. Veda hutbesi kişi, aile, toplum  ( müminler toplumu )  ve bütün insanlığı iç içe geçmiş daireler biçiminde içermektedir. Başlangıç cümlelerinden sonra hutbe “ Ey Allah’ın kulları, sizlere Allahtan korkup çekinmenizi tavsiye eder, hepinizi ona itaat etmeye teşvik ederim “ sözleriyle devam eder. Başlangıç cümleleriyle birlikte düşünüldüğünde kişinin kendine karşı olan haklarının başında tek Allah’ı tanımak ve ona itaat etmek geldiği söylenebilir; kişi ancak bu suretle kendine karşı görevini yerine getirmiş ve gerçek değerini bulmuş olur.

 

Bundan sonraki halka aile hakları denilebilecek halkadır .”Ey insanlar eşlerinizin sizin üzerinizde sizinde onlar üzerinde hakkı vardır; size kadınlar hakkında yaptığım tavsiyeyi tutun; siz onları Allahın emaneti olarak aldınız; kadınlar hususunda Allahtan korkun ve onlara iyi davranın .”

 

Yorumunuz
İsminiz:


Yorumunuz:
Okuyucu Yorumları
Yazarın Diğer Yazıları