SON DAKİKA
“HZ.PEYGAMBER’İN ÖRNEK AHLÂKI VE ŞAHSİYETİ”
15 Nisan 2010 - Perşembe 14:24
Ahmet SARRAOĞLU

Kuşkusuz hem ferdi hem de sosyal bakımdan İslâm’ın ideal ve örnek insanı Hz.Muhammet’tir

Nitekim Kur’ân-i Kerim Resûlullah’ın hayat ve şahsiyetini Müslümanlar için örnek olarak göstermiş ( El-Azhâb 33 /21 ) ; bu sebeple ashâb-ı kirâm onun hayatını titizlikle izlemişler; bu hayatı hem bizzat kendi yaşayışlarına örnek almışlar hem de sonraki nesillere büyük bir gayret ve itina ile nakletmişlerdir. Onun ahlâkı ve şahsiyeti hakkında en önemli kaynak Kur’ân-i Kerim’dir. Çünkü Hz.Aişe ‘nin belirttiği gibi ( Müslim,” Müsafirin “ ,139 ) “ Onun ahlâkı Kur’an’dır “. Hadis külliyatıyla siyer, şemâil ve hilye kitapları Hz.Peygamber’in hayatını, bedeni özelliklerini ve ahlâki kişiliğini anlatan hadis ve haberleri ihtiva eder .

 

            Bu kaynakların verdiği mâlumat, yalnızca Peygamberimiz’in ahlâkını tanıtmak bakımından değil, aynı zamanda hem Asr-ı saadet toplumunun genel karakteri hakkında bize fikir vermesi hem de bir Müslüman’ın ahlâki kişiliğinin nasıl olması gerektiğini göstermesi bakımından son derece önemlidir.

 

            Resûlullah bir defasında kendisini şöyle tanıtmıştı : “ Rabbimin katında benim on ismim var: Ben Muhammed’im; Ahmedim; Mahiyim, yani Allah benim vasıtamla inkârcılığı mahvedecektir; Ben Haşirim, yani Allah kullarını benim izimde toplayacaktır; Ben rahmet peygamberiyim, tövbe peygamberiyim, kahramanlık peygamberiyim. Ben mukaffi’yim,  yani bütün insanları Allah yoluna yöneltirim. Nihayet ben (  insanlığı ) kemale erdirenim “ ( Müslim , “ Fezâil “, 126 )

 

                 Kusursuz bir ifade kabiliyetine sahip olan Resûlullah, hayatı boyunca sadece gerçeği söylemiş ve söylediklerini harfi harfine yaşamıştır. O, daima tatlı dilli, güler yüzlü ve toleranslı olmuş; bununla beraber sözlerini saygıyla dinletmeyi de başarmıştır.

 

                 Peygamberimiz toplulukta yemek yemeyi severdi. Yemeğe besmele ile başlar, sağ elini kullanır, tıka basa doymadan sofradan kalkar, yemekten önce ve sonra ellerini yıkardı. Sağlığa zararlı ve dinen haram olan veya kokusuyla çevresindekileri rahatsız edecek şeyleri yemez; bunların dışında hiçbir yemek için “ sevmiyorum “ demezdi. Sofra kurallarına mutlaka uyar, bu konuda çevresindekileri de sabırla ve nezaketle eğitirdi.

 

                 İpek elbise giymez, altın yüzük takmazdı. Giyiminde temizliğe ve sadeliğe önem verir, pejmürdelikten hoşlanmazdı. Temizliği “ İmanın yarısı “ sayardı. Bizzat kendisi temiz olduğu gibi bu alışkanlığı etrafındakilere de kazandırmaya çalışırdı. Lüks ve ihtişama önem vermez, geçici sıkıntıları tasa edinmezdi. Diğer Müslümanlara da kanaatkâr olmayı, hayata daima iyimser bakmayı telkin ederdi.

 

 

Gönlü zengindi. Affetmeyi sever, kimseyi incitmez, düşmanlarının dahi iyiliğini isterdi. Kur’ân-i Kerim’de onun bu meziyetinden övgüyle bahsedilir ve şöyle buyrulur : “ Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, muhakkak ki insanlar çevrenden dağılır giderlerdi …” ( Âl-i İmrân 3 / 159 ) O, insanların kusurlarını yüzlerine vurmaz, tenkitlerini isim vermeden yapardı.

Bir günlük yemeğini olmayana verdiği için kendisinin ve ailesinin aç sabahladığı geceler çok olmuş; fakat kendisi ve ailesi, açlığın sıkıntısını iyilik yapmanın ve Allah’ın hoşnutluğunu kazanmanın verdiği mutlulukla alt etmeyi bilmişlerdir.

 

Yeri gelince eşsiz bir yiğit, yeri gelince de son derece halim selim idi. Adaleti titizlikle korur; insanlara sırf mevki ve makamlara göre muamele etmezdi. Aksine fakirlerin, kimsesizlerin, yetimlerin, hastaların, gariplerin, çocukların daha çok ilgi ve mutluluğa muhtaç olduklarını bilir ve bunu onlardan esirgemezdi.

 

Kibirlenmekten nefret eder, kibirle imanın bir kalpte birleşmeyeceğini söyler; kimseye karşı ululuk taslamaz; fakat düşmanları karşısında da ezilip küçülmezdi. Otoritesini sürdürmek için suni ve zorlama tedbirlere başvurmaz; meclislerde boş bulduğu yerlere otururdu. Dalkavukluktan nefret ederdi. Kendisine bir ilah gözüyle bakılmasına asla razı olmaz; kendisinin de bir insan olduğunu, sadece Allah’ın korumasıyla hata ve günahtan kurtulabileceğini – hiçbir kaygıya kapılmadan – samimiyetle ifade ederdi. Halkın arasına katılır; insanlarla olan ilişkilerini herhangi bir insan gibi sürdürür; hastaları, dostlarını, komşularını ziyaret eder; Müslümanların acı ve tatlı günlerini paylaşmaktan geri kalmazdı.

Yorumunuz
İsminiz:


Yorumunuz:
Okuyucu Yorumları
Yazarın Diğer Yazıları