SON DAKİKA
“DİN VE VİCDAN HÜRRİYETİ ( 2 )”
11 Kasım 2009 - Çarşamba 09:27
Ahmet SARRAOĞLU

İlk dönemlerde İslâm’ın tebliğ ve yayılışına engel olan müşriklere ve değişik din mensuplarına karşı kararlı ve tavizsiz bir politikanın izlenmesi, dinden dönenlere karşı sert yaptırımların uygulanması, bir yönüyle dinlerin kuruluş dönemlerinde alınması gerekli önlemler, bir yönüyle de yarımadada siyasal birliğin kurulabilmesi için zorunlu idari ve siyasi tedbirler olarak görülmelidir. İlk halife Ebu Bekirin dinden dönenler ve devlete vergi (zekât ) ödemeyerek başkaldıranlara karşı savaşması, Arap yarımadasındaki müşrik Arapların Müslüman olmaya veya yarımada dışında zorla iskâna tabi tutulması insanlara din ve vicdan hürriyeti tanınmadığı şeklinde değil de, o dönemde irtidad hareketinin siyasal isyana ve kamu düzeni ihlaline dönüşmüş olmasıyla ve yeni kurulan siyasal birliğin korunması zaruretiyle açıklanmalıdır. İslamın “ Cihat “  ilke ve emri de din ve vicdan hürriyetini tanımayan ve kısıtlayan bir prensip veya islamiyeti zor kullanarak benimsetme ameliyesi değil, Allahın birliğini ifade eden Kelime-i Tevhidi yayma, dinin varlığının kabul edilmesini ve yayılmasını engelleyen şartların ortadan kaldırılması çabasıdır. Diğer bir anlatımla, bütün insanlığa ilahi mesajı ulaştırma, onlarında hak ve hakikatle tanışmasına imkân hazırlama gayretidir. İslami öğretide de küfür tek başına savaş sebebi sayılmamış, aksine savaşın meşruiyeti için islama ve Müslümanlara karşı hasmane ilişkiler ve fiili tecaviz ölçü alınmıştır.

 

İslamın Müslüman olmayanlara tanıdığı din ve vicdan hürriyetinin içerik ve sınırlarını tanımada , tarih boyunca gayri Müslimlerin Müslüman toplumlarda sahip oldukları serbestiyeti , hak ve özgürlükleri izlemek kafidir. Hz.Peygamber ve Hulefa-i Raşidin döneminden itibaren gayrimüslim tebaa ile yapılan vatandaşlık ve bağlılık ( zimmet ) anlaşmalarında onlara din ve vicdan hürriyetinin tanındığı , dinlerinin gereklerinin serbestçe yerine getirebilecekleri açık bir şekilde ifade edilmiştir .Gayrimüslimlere kendi inançlarını koruma , mabedlerini yapma ve dinlerine göre ibadet etme ,dinlerine göre davranma , çocuklarına din eğitimi verme  , dini cemaat oluşturma , hukuki ve kazai muhtariyet gibi bir dizi hak ve hürriyet tanınmış , sadece kamu düzenini ilgilendiren  alanlarda herkes gibi onlarında devletin ortak ilke ve kurallarına tabi olması istenmiştir .Osmanlı toplumunda gayrimüslimlerin statüsü ve sahip oldukları haklar bu müsamaha ve anlayışın güzel bir örneğidir .Böyle olduğu için de tarih boyunca çeşitli İslam ülkelerinde gayrimüslim azınlıklar varlıklarını , din ve kültürlerini daima koruyabilmiştir .

 

Bir zamanlar büyük bir İslam medeniyetinin doğduğu ve kalabalık bir Müslüman nüfusun bulunduğu ispanyada Endülüs Emevi Devletinin yıkılışının ardından Müslüman katliamının yapılması ve geriye hiçbir müslümanın bırakılmaması, asırlarca Müslümanların hâkimiyeti altında bulunmuş olan Balkanlarda, Lübnanda, Mısır da Kuzey Afrikada ve diğer birçok ülkede hâlâ kayda değer sayıda gayrimüslim nüfusun bulunması ve onların hiçbir baskı, tehcir ve din değiştirme politikasına maruz kalmamış ve din ve kültürlerini bugüne kadar korumuş olması iki farklı din ve medeniyetin din ve vicdan özgürlüğü anlayışları ve uygulamaları arasında mukayeseye imkân verdiği gibi, islamın bu konudaki genel çizgisini de ortaya koyucu niteliktedir.  

Yorumunuz
İsminiz:


Yorumunuz:
Okuyucu Yorumları
qzrF2ju8U
24.04.2016 18:57
I love these aresiltc. How many words can a wordsmith smith?
Yazarın Diğer Yazıları