SON DAKİKA
“DİN VE VİCDAN HÜRRİYETİ ( 1 )”
04 Kasım 2009 - Çarşamba 10:08
Ahmet SARRAOĞLU

En yaygın tanımına göre din ve vicdan hürriyeti, kişilerin istedikleri dini serbestçe seçmeleri, seçtikleri dinin kurallarını hiçbir müdahale ve kısıntıya mâruz kalmadan uygulamaları, bu konuda eğitim alma, eğitme, başkalarına anlatma ve telkin etme, bunu sağlayacak ölçüde sivil örgütlenme haklarını ifade eder .

 

Dinin sadece zihinde kalan bir inanış ve kanaatten ibaret olmadığı, aynı zamanda kişinin dünyevi hayatına yön verecek ahlâki, hukuki ve sosyal kuralları da ihtiva ettiği açıktır. Bu sebeple dini sadece kişi ile Allah arasında kalan bir vicdan meselesi olarak görmek ve böyle tanıtmak yanlış olur. Dinin davranışlarımızla ilgili emir ve yasaklarının bağlayıcılığı, dünyevi ve uhrevi sonuçları vardır. Öte yandan aynı inancı paylaşan kimselerin sosyal birlik oluşturması, dinlerin kurallarını sosyal zemine taşırması ve bu yönde organizasyonlar kurması kaçınılmaz olmaktadır.

 

Din ve vicdan hürriyeti, ferdin benimsediği dinin yapısına, içerik ve niteliğine göre değiştiği gibi din ile devletin münasebetine göre de farklılık arz edebilir. Mesela devletin dini kurallara göre yönetildiği teokrasilerde devletin resmi dinini benimseyenlerin din ve vicdan hürriyeti açısından bir probleminin olmaması gerekir. Burada muhtemel problem, devletin resmi dini dışında bir din ve inanışı benimseyenler açısından söz konusu olabilir. Bununda boyutu devlet dininin yapısındaki hoşgörü ölçüsüne göre değişecektir. Devletin dine egemen olduğu sistemlerde din ve vicdan hürriyetinin sınırını devletin felsefi ve temel kuralları tayin eder. Burada esas olan devletin resmi politikası ve belirlemesi olduğundan, gerçek anlamıyla bir din ve vicdan hürriyetinden söz edilmez. Devletle dinin birbirinden tamamen ayrıldığı liberal ve laik sistemlerde ise, fert ve cemaatler dini inançlarının gereğini yerine getirmekte kural olarak serbesttir. Bununla birlikte devlet ile din arasında bir alan ayrımı söz konusu olduğundan, devletin genel felsefesi, temel ilkeleri ve kamu düzeni ile sınırlı bir din ve vicdan hürriyeti vardır.

 

İslam dini, kendini ilahi dinlerin ve tevhit geleneğinin son halkası, değişikliğe uğramamış ve uğramayacak yegâne hak din olarak tanıtmakla ve İslam dışındaki din ve inanışları batıl olarak nitelendirmekle birlikte, diğer din ve inanışların varlığını da vakıa olarak kabul eder. Onların yeryüzünden silinip kazınması ve sadece islâmın tek din olarak kalması gibi bir iddiayı da taşımaz. Kur’an’da “ Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi hakkı benimseyip iman ederdi. Yoksa sen inanmaları için insanlara zor mu kullanacaksın? “ ( Yunus 10 / 99 ) buyrulmuş, hak ve hakikatin gösterildiğini, bundan böyle dileyenin iman etmeyi, dileyeninde sonuçlarına ve sorumluluğuna katlanması kaydıyla küfrü tercih edebileceği (bk. El-Kehf 18 / 29 ) uyarısı yapılmıştır. Dinin özünü hür bir seçimle yapılan iman teşkil eder. Kur’an’da yer alan , “ Dinde zorlama yoktur; artık hak ile batıl tamamen birbirinden ayrılmış ve hak bütün açıklığıyla meydana çıkmıştır “ 

( El – Bakara 2 / 256) mealindeki ayet de bunu vurgular.

Yorumunuz
İsminiz:


Yorumunuz:
Okuyucu Yorumları
9LCX0Kex0
24.04.2016 19:28
Kngdlewoe wants to be free, just like these articles!
Yazarın Diğer Yazıları