SON DAKİKA
“Değerlendirme”
16 Nisan 2009 - Perşembe 13:39
Ahmet SARRAOĞLU

İslâm hukukunun klasik doktrininde mehir kadının , boşama da erkeğin hakkı olarak görülür  ve bu iki hak birbiriyle dengelenir . Bunun için de koca karısını boşarken herhangi bir hukuki kayıt ve şarta tâbii tutulmamıştır .Konunun hukuki vechesi böyle olmakla birlikte islâmın ferde yüklediği dini ve vicdani sorumluluk duygusu , Müslüman bireyin kazandığı ahlâki ve insani meziyetler , İslâm toplumunun sağlıklı örgüsü ve olumlu kamuoyu ve baskısı erkeğin boşama hakkını keyfi şekilde kullanmasına imkân vermemiş , kadının haklarının korunması yönünde çoğu zaman yeterli bir güvence teşkil etmiştir .Yine Kuranda boşamalarda şahit bulundurulması istenerek  (Et –Talâk 65 / 2 ) erkeğin fevri ve haksız boşama iradesi frenlenmek istenmiştir .İslâm hukukçularının çoğunluğu âyetteki bu emri , mevcut geleneği de göz önünde bulundurarak tavsiye olarak anlamış , diğer bir gurup ise bunu yerine getirilmesi  gerekli bir emir niteliğinde görmüştür .Buna ilâve olarak  İslam hukukçuları kadınında boşama hakkını kullanmasını ve belli sebeplerin varlığı halinde kazai boşanma için mahkemeye başvurabilmesini  ve bu yolla evliliğin  sona ermesini benimseyerek erkeğin söz konusu boşama hakkına bir başka sınırlama getirmiştir .Çünkü bireyler için mutlak haktan söz edilemeyeceği gibi hakkın kullanımının belli sınırlarının bulunması da kaçınılmazdır .Ne var ki Hanefi ve Şafii hukukçuları kadına boşanmayı talep hakkı veren  sebepleri çok sınırlı tutarken Mâliki  ve Hanbeli hukuk ekolleri evlilik birliğinin sağlıklı şekilde sürdürülmesini engelleyen veya zorlaştıran bütün sebepleri bu kapsama almıştır .Bu sebeplere yukarıda ana hatlarıyla değinilmiştir .

 

Mâliki ve Hanbeli hukuk ekolünün bu konudaki esnek ve hoşgörülü tavrı Osmanlının son döneminde çıkarılan 1917 tarihli Hukuk-i Âile kararnamesi’ne de kaynaklık etmiştir .Kadını kocasının zulmüne  ve haksız baskısına karşı korumayı , kendisi için çekilmez bir hal almış bulunan evlilik bağından kadını kurtarmayı  ve bu konuda hakimi ve hakemi de devreye sokarak mâkul bir objektifliği sağlamayı hedef alan bu son görüş , gerçekten çağdaş kanunlardan on küsur aşırlık bir önceliğe sahip ileri bir yaklaşımdır .

 

Batı’da asırlarca egemen olmuş  Katolik hukukunda boşanma yasağını kısmen olsun yumuşatmayı  sağlayabilmek için ayrılık müessesesi kabul edilmiş , zina sürekli ayrılık sebebi sayılırken irtidad , fena muamele , haysiyetsiz hayat sürme , eşinin sağlığını ve hayatını tehlikeye sokma gibi sebepler de geçici ayrılık sebebi sayılmıştır .Katolik hukukuna  tepki olarak doğan ve boşanma imkânı getiren Protestan hukukunda zina , terk , evlilik vazifelerini ifadan kaçınma , cana kast ve fena muamele birer boşanma sebebi kabul edilmiştir .Bunun için de Batı kanunlarındaki boşanma sistemi ve sebepleri temelde Katolik ve Protestan hukukuna ve geleneksel Hristiyanlığa  dayanmaktadır .

 

Günümüzde ailenin aldığı önlem , sosyal yapının sağlamlığı ile ailenin sağlamlığı arasındaki kopmaz bağ , dini , kültürel ve ahlâki değerlerin yerleştirilip yaşatılmasında ailenin üstlendiği görev , çocukların eğitimi açısından ailenin hayati fonksiyonu göz önünde bulundurulursa , evliliği sadece iki tarafı ilgilendiren özel bir ilişki evlilik birliğine son vermeyi de sadece kocaya ait bir hak ve yetki olarak görmek ve toplumun evlenmeye – boşanmaya hiç müdahale etmemesini istemek doğru olmaz . 

Yorumunuz
İsminiz:


Yorumunuz:
Okuyucu Yorumları
Yazarın Diğer Yazıları