SON DAKİKA
“Ahlakın Gayesi”
31 Temmuz 2009 - Cuma 20:12
Ahmet SARRAOĞLU

Din dışı ahlâk görüşleri ahlâk için genellikle dünyevi gayelerden söz etmişler ve bedensel haz , ruhsal haz , kişisel veya toplumsal yarar yahut mutluluk gibi farklı gayeler göstermişler ; ünlü alman filozofu kant ise bütün bu görüşleri reddederek  ahlâkın kendi dışında , diğer bir deyişle iyi veya ödevden başka bir amacının olmayacağını savunmuştur .

 

 

            Kur’an ve sünnette ise güzel ahlâkı ( ahlâk-ı hamide ) oluşturan erdemlerin bu dünyada fert ve toplum hayatına kazandırdığı maddi ve manevi faydalar , kötü ahlâkı ( ahlâk-ı zemime ) oluşturan erdemsizliklerin doğurduğu zararlar üzerinde durulmuştur . Allah , “ şükrederseniz ( nimetlerimi ) arttırırım “ ( İbrahim 14/ 7 ; ” şeytan içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve nefret sokmak ister “ ( El-Mâide 5 / 91) buyurur ; iyi kullarını yeryüzüne hakim kılacağını bildirir ( El-Enbiyâ 21 / 103 ) Ayrıca bir çok eski milletlerin yıkılışında ahlâki çöküntünün önemli ölçüde rol oynadığı haber verilir .Bununla birlikte , ahlâk prensiplerine aykırı davranışların doğurduğu bu tür tabii ve fiziki zararlar , sosyal ve manevi sıkıntılar islâmda ahlâki yaptırım sayılmaz ; dolayısıyla kişiyi sorumluluktan kurtaramaz . Gerçi dünyevi musibetlerin günahlar için kefaret sayılacağına dair bazı hadisler vardır . Fakat bu , ahlâki fenalıkların doğurduğu musibet ve zararın zaruri sonucu değil , musibete uğrayan kişinin bu durumdayken gösterdiği sabır , rıza tevekkül  gibi müslümana yakışır olumlu tavırların karşılığıdır

 

Diğer yandan , kişinin ruhi benliğinde iyiliğin meydana getirdiği sevincin , kötülüğün meydana getirdiği pişmanlık ve elemin kur’an ve sünnette büyük bir değer taşıdığı görülür .Nitekim Peygamber efendimiz , “ Bir insan iyilik yaptığında sevinç , kötülük yaptığında üzüntü duyabiliyorsa artık o gerçekten mü’mindir . ( Müsned , 1 , 398 ) buyurmuş , hatta iyilik ( birr ) ve kötülüğü ( ism ) , kişinin vicdanında ( nefis ) meydana getirdiği etkilenmenin mahiyetine göre tarif etmiştir .( Müslim, “ Birr” , 14, 15; Tirmizi , “ Zühd” , 52 ) Ancak vicdan duygusu insanı kötülük yapması halinde kınayan bir güç ( en-nefsül-levvâme ) olabileceği gibi ( El-Kıyame 75/ 2) ,kötülük karşısında duyarlılığını kaybederek  “ kaskatı kesilmiş kalp “ haline de dönüşebilir ( El Maide 5 /13) ; Ez-Zümer 39 / 22 )  Bu yüzden islamda bütün ahlaki vazifeler uhrevi yaptırımlara bağlanmış iyiler için cennet vaat edilmiş , kötüler cehennemle tehtid edilmiştir . Bununla birlikte ahlâk kurallarının uygulanmasında , özellikle toplumsal düzenin sağlıklı işletilmesinde genellikle sadece bu motiflere dayanan  bir ahlak tam olarak saygıya değer sayılmayacağından , Kuran ve sünnette Allahı en yüksek derecede sevmek onun hoşnutluğuna layık olmak ve ondan hoşnut olmak temel ahlaki amaç ve motif olarak gösterilmiş , doğru inanç ve temiz yaşayışın en üstün gayesinin Allah rızası olduğu vurgulanmıştır .Kur’an-i Kerimde her şeyin üstünde ve her şeyden daha değerli olduğu bildirilen Allah rızası yani Allahın kulundan hoşnut olması , inananlar için bu dünyada hissedilmez değildir ..Allaha derinden inanıp saygı duyan ve her durumda onunla birlikteliğinin bilincini yaşayan , bu inanç ve duygular içinde ruhunu erdemlerle ve hayatını iyiliklerle süsleyen , iradesinin bütün gücüyle kötülüklere karşı koyan , gücünü aşan durumlarda Allah’a sığınıp ( tevekkül ) inâyetini dileyen insan onun hoşnutluğunu kazanmış olmanın verdiği üstün manevi hazzı ve mutluluğu ruhunun derinliklerinde duyabilir ; fakat bu mutluluğu en mükemmel derecede ahirette hissedecektir .İşte Hz.Peygamberin “ Gözlerin görmediği , kulakların duymadığı ve hiçbir aklın düşünemeyeceği kadar üstün “olarak tanımladığı uhrevi ödül de bu mutluluktur .

 

Yorumunuz
İsminiz:


Yorumunuz:
Okuyucu Yorumları
Yazarın Diğer Yazıları